YDS Sınavı – En Çok Çıkan Kelimeler

abandon = (birini) terk etmek (= leave), bir şeyden vazgeçmek (= give up)
abbreviate = kısaltmak, özetlemek, (matematikte) sadeleştirmek
abolish = (toplumdaki tabuları) yıkmak, sona erdirmek (= do away with)
absorb = içine çekmek, emmek
abstain from = (alkol, ilaç vb) — den sakınmak/ uzak durmak (=avoid from)
abundance = bolluk, bereket
abundant = bol, bereketli
accelerate = hızlandırmak, ivme kazandırmak *** accelerator = gaz pedalı
accept = kabul etmek, razı olmak
access = erişmek, ulaşmak
accessible to = ulaşılabilir, erişilebilir
accommodate = (misafir, konuk vb) ağırlamak (= put up)
accompany = eşlik etmek, arkadaşlık etmek (= escort), beraber bulunmak ya da bir arada gözükmek (* Pain and fever accompany inflammatory diseases)
accomplish = başarmak (= achieve)
accumulate = birikmek, çoğaltmak, biriktirmek, yığmak
accuracy = doğruluk, kesinlik
accurate = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precise, correct)
accurately = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precisely, correctly)
accuse (of) = birini bir şeyle suçlamak, itham etmek
achieve = başarmak, yerine getirmek
acknowledge as = kabul etmek, — olarak tanımak, (mektup, mesaj vb)aldığını gönderen kişiye bildirmek
acquainted with = aşina olmak, haberdar olmak (= familiar with)
acquire = (dil, miras, huy vb) edinmek, kazanmak (= obtain, attain) (*She acquired a huge fortune.) (* I acquired Turkish but I learned English in school.)
acquisition = edinim
activity = faaliyet, aktivite *** activist = bir fikrin aktif destekçisi (=supporter)
adapt = bir şeye uyarlamak, uydurmak ( = adjust)
addict = bağımlı, tiryaki *** drug addict = eroin bağımlısı
addiction to = bağımlılık, tiryakilik
addition = ilave, ek
additionally = ayrıca, bunun yanı sıra, buna ilaveten (=furthermore, moreover)
adequately = yeterli bir şekilde (= sufficiently)
adjust = uyarlamak (= adapt), alışmak (= get used to)
adjustment = düzeltme, intibak, uyma
administer = idare etmek, yönetmek, (damardan ilaç vb) vermek, sağlamak
admire = hayran olmak
admit = kabullenmek, itiraf etmek
adopt = evlat edinmek (= take up), (önlem, tedbir vb) almak (adopt measure), (başkasına ait bir şeyi) benimsemek (dil, din vb)
adore = çok sevmek, tapmak
adverse = zıt, kötü
advocate = savunmak (= defend), desteklemek (= support)
affect = etkilemek (= influence)
aggravate = gittikçe kötüye gitmek, fenalaşmak (= deteriorate, worsen)
aggressive = saldırgan
aid = yardım etmek (= help)
alien (to) = yabancı
alongside = yanında, bitişiğinde (beside, next to)
alter = değiştirmek (= change)
alteration = değişiklik
amazing = şaşırtıcı, hayran bırakıcı (= astonishing)
amend = değişiklik yapmak (kanunda düzenleme yapmak anlamındaki gibi)
amendment = değişiklik, (kanun vb) üzerinde değişiklik yapmak (= alteration)
amusing = eğlenceli, zevkli
announce = anons etmek, ilan etmek (= give out, declare)
anticipate = ummak, beklemek
apologize = özür dilemek (apologize to someone for something)
appalling = korkunç (= dreadful, horrendous)
appointment = atama, tayin, randevu (= rendezvous)
appreciate = takdir etmek, değerini bilmek, anlamak, farkına varmak
approach = (zaman/ mesafe bakımından birine/bir şeye) yaklaşmak (* Do not approach with fire!, (bankaya/yüksek bir mevkiye vb) müracaatta bulunmak, ricada bulunmak (* She approached the bank for a loan)
appropriately = uygun olarak (= suitably)
approve of = onaylamak, uygun bulmak, tasvip etmek
arrange = düzenlemek, ayarlamak (toplantı, randevu vb)
artefact = insan eliyle yapılmış (sanat)
ascend = yukarı çıkmak, yükselmek, tırmanmak (= go up / climb up)
ask for = ricada bulunmak, bir şey istemek
aspire = şiddetle arzu etmek, çok istemek (* I’ve always aspired to be a singer)
assemble = bir araya getirmek, toplamak (= gather), monte etmek (= putup)
assess = değerlendirmek (= evaluate)
assign = atamak, tayin etmek, görevlendirmek (= appoint)
assist somebody in something = birine bir konuda yardım etmek
associate = (zihninde insanlar/eşyalar arasında) çağrışım yapmak, çağrıştırmak * I always associate the smell of baking with my childhood.), (kötü yolda olan veya kötü alışkanlıkları olan insanlarla) arkadaşlık yapmak, düşüp kalkmak (* Don’t associate with those glue-sniffers.)
assume = elinde delil olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek veya kabul etmek, farz etmek (= conclude), (sorumluluk/vebal vb) üstlenmek, üzerine almak (= take on) (* I temporarily assumed the responsibility for her)
assure = birine teminat vermek, emin kılmak, garanti vermek
astonishment = şaşırtmak, şaşırmak (= amazement, bewilderment)
attach = iliştirmek, eklemek (= enclose)
attack = saldırmak, saldırı
attain = elde etmek, erişmek (= gain, obtain)
attainment = ulaşmak, erişmek
attend = iştirak etmek, katılmak
attribute = (bir sebebe/nedene) dayandırmak (= base on/upon)
auditorium = dinlenme/izleme salonu, seyircilerin oturduğu bölüm
available = mevcut, var olan
avert = olmasını önlemek, başka yöne çevirmek (trafik akışını vb)
avoidable = kaçınılabilir, engellenebilir
award = ödül
backward = geri kalmış, geriye doğru
badly in need of = bir şeye/birine çok muhtaç olmak
barely = hemen hemen hiç, neredeyse hiç, güçlükle (= hardly, scarcely)
bargain = pazarlık, anlaşma, pazarlık etmek, kelepir, ucuz eşya
barren = kurak, verimsiz (= infertile, arid)
basic = temel (= essential, fundamental)
bazaar = pazar, alışveriş yeri
behave = davranmak
believe = inanmak
belongings = birinin kişisel eşyaları (= possessions)
beloved = sevgili, hazret
bitingly satirical = aşırı alaycı, insafsızca eleştirme
bizarre = tuhaf, acayip (= strange, weird)
blanket = battaniye
blaze = ateş, alev, yangın, parlamak
bolt = fırlayıp kaçmak, tabanları yağlamak
branch = dal, branş
break off = (nişan, nikah vb) bozmak, ayrılmak
breed = (hayvan için) doğurmak, yavrulamak, hayvan yetiştirmek
bribery = rüşvet *** offer bribes = rüşvet teklif etmek
bride = gelin
brief = kısa, öz *** in brief = kısaca, öz olarak
bring up = çocuk büyütmek, kusmak, ortaya (konu vb) atmak
broadcast = (radyo, televizyon, hava durumu için) yayın
Broadly speaking = Genel konuşmak gerekirse (= generally, mostly)
broil = ızgara yapmak, kavurmak
bullfight = boğa güreşi
bully = kabadayı, zorba, kabadayılık yapmak, zorbalık yapmak
burial = gömü, gömme
burn = yakmak, yanmak
button = düğme
calculator = hesap makinesi
call for = talep etmek, istemek (= demand)
calm = sakin
can’t take one’s eyes off = gözlerini birinden veya bir şeyden alamamak
cancel = iptal etmek (= call off)
captivating = büyüleyici (= enchanting, fascinating)
captive = tutsak, esir
captivity = tutsaklık, esaret
capture = yakalamak, ele geçirmek, tutsak etmek (= apprehend)
careless = dikkatsiz
carry out = (çalışma, deney, anket vb) yürütmek, icra etmek (= fulfil, conduct)
carve = (tahta vb) oymak, (et vb) kesmek
casually = günlük, sıradan, havadan sudan
caution = uyarı, dikkat
cease = sona erdirmek, durdurmak ( cease-fire= ateşkes)
ceaseless = aralıksız, durmadan (= non-stop)
celebration = kutlama
celebrity = ünlü
census = nüfus sayımı
ceremony = tören
charge (with) = — ile yargılamak (mahkemede) (= try)
circulate = dolaşmak, dolaştırmak, deveran etmek (vücuttaki kan vb)
circulation = dolaşım, gazete tirajı, günlük satış oranı
cite = örneklemek, adından bahsetmek, değinmek (= refer to, mention)
citizen = vatandaş *** Citizenship = Vatandaşlık
clarify = açıklamak (= explain)
claw = pençe, hayvan pençesindeki kıvrık tırnak
clearance = mağazayı boşaltma, malları elden çıkarma, tasfiye, izin, yeşilışık
close = (sıfat) yakın
closed = kapalı
closure = kapanış, iflas
coincide with = aynı zamana denk gelmek/tesadüf etmek (= fall on the samedate)
collapse = (bina vb için) çökmek, bayılmak
collapsible = katlanabilir (kanepe vb)
collar = yaka, tasma
colleague = iş arkadaşı
collide with = çarpışmak (= crash into)
commence = başlamak (= start) *** commencement speech = açılış konuşması
comment on = yorum yapmak (= interpret)
commercial = ticari
commit = (intihara vb) kalkışmak, yeltenmek, (suç, cürüm) işelemek (3)(kendini işine, ailesine vb) adamak (= devote)
commit = kalkışmak, yeltenmek *** commit suicide = intihar etmek
common = ortak, sıradan, yaygın *** in common with = — ile ortak nokta
commonplace = yaygın, sıradan (= ordinary, usual)
commuter = ev ile iş arasında mekik dokuyan/gidip gelen
companion = dost, arkadaş
company = arkadaşlık, dostluk, şirket
compel = zorlamak, mecbur bırakmak (= force, oblige)
compensation for = tazminat ödemek, telafi etmek
compete = rekabet etmek, yarışmak ***competition = müsbaka, yarış
compete against = başkasıyla yarışmak, rekabet etmek
compete with = başkasıyla aynı yerden beslenmek/geçim sağlamak (kangurularkoyunların otlaklarından otlanan rakip hayvanlar olması gibi)
competition = rekabet, müsabaka, yarış
compile = derlemek, bir araya getirmek (bilgi, delil vb)
complain to somebody about something = şikayet etmek
completely = tamamen, bütünüyle (= entirely)
comply (with) = — e uymak, — e itaat etmek (= abide by)
compose = oluşturmak, meydana getirmek *** be composed of = — denoluşmak
compound = bir sürü binanın bulunduğu etrafı çevrili mekan
comprise = içermek (= include)
compute = hesap yapmak, bir notu bilgisayara girmek(= calculate )
conceal = gizlemek, saklamak (= hide)
conceive as = — olarak algılamak/düşünmek, conceive of = bir şeyi ilkkendisi akıl etmek (= senaryonun konusu vb), gebe kalmak
conclude = sonuç çıkarmak (= assume)
conclusion = sonuç, netice, yargı
condition = durum, hal / koşul, şart
conditionally = şartlı olarak, belli şartlara bağlı
conduct = (deney, anket vb) idare etmek, yürütmek (= carry out), (isimhali) davranış (= behaviour)
conduct = (deney, çalışma vb) yürütmek, icra etmek, davranış (= behaviour)
confess = itiraf etmek (= speak out)
confident (of) = emin
confine to = sınırlamak, bir yere mahkum etmek, hapse atmak (=imprison)
confirm = onaylamak, doğrulamak (= verify), (bir iddiayı, davayı vb)güçlendirmek, pekiştirmek (= strengthen)
conflict = çatışma, savaş, anlaşamama, tartışma
conflict with = çatışmak, çarpışmak, savaşmak
conform to = uymak, uyuşmak (= obey the rules)
confront = karşılaşmak, yüz yüze gelmek, confront about = yüzleştirmek
confuse = karıştırmak, şaşırmak
conquer = fethetmek, yenmek, galip gelmek
consent = razı olmak, izin, rıza (= permission)
consent to = razı olmak
consequence = sonuç, netice (= result)
conserve = korumak, muhafaza etmek
considerable = büyük ölçüde, önemli miktarda, azımsanamaz Xnegligible(=neglicıbıl)
considerably = önemli ölçüde, oldukça
considerately = düşünceli/nazik bir şekilde
consideration = göz önünde bulundurma/düşünme
consist of = ibaret olmak, meydana gelmek
conspire against = birine komplo kurmak (= plot against)
constantly = -sürekli – aralıksız
constantly = sürekli
constitute = oluşturmak, meydana getirmek (= make up)
constrain = zorlamak (= restrain, force)
construct =inşa etmek, yapmak (= build)
consult = danışmak (= check with)
consume = tüketmek (= use up)
contact with = birisi ile kontak/temas kurmak, irtibata geçmek
contemporary = çağdaş, aynı çağda yaşayan
content with = — den memnun
contest = yarışma, müsabaka *** beauty contest = güzellik yarışması
continent = kıta
contract = sözleşme yapmak, küçülmek, büzülmek (= shrink), hastalıkkapmak
contradict = çelişmek
contradictory = çelişkili, tutarsız, kendini yalancı çıkaran (= inconsistent)
contribute to = katkıda bulunmak
controversial = tartışmalı, fikir ayrılığına sebep olan (= disputable, debatable)
controversy = anlaşmazlık, fikir ayrılığı
conventional = geleneksel, alışılagelen
converse = karşıt, zıt, konuşmak
convert into = dönüştürmek (= change)
convict = mahkum, tutuklu
convince = ikna etmek
correctly = doğru bir şekilde, düzgünce (= accurately, precisely)
correspond to = bir şeyle uymak, uygun düşmek, tekabül etmek (= agree, match)
correspond with = birisi ile yazışmak
counterpart = karşılığı, dengi (“Sultan” kelimesinin counterpart’ı “Kral” dır)
couple = çift
course = gidişat, ilerleme (zaman/mekan içinde) *** in the course of = —nınesnasında, (nehir için) akış yönü, öğrenim, kurs
cramped = hijyenik olmayan
crash = kaza, şiddetli ses, iflas, yere düşme , çarpma
crawl = emeklemek
create = yaratmak
credibly = inanılır bir şekilde (= believably)
criminal = ciddi bir suç/cürüm işlemiş, suçlu
crippled = felçli, kötürüm (= paralysed), engellenmiş, gerilemiş (ekonomi vb)
crocodile = timsah (= alligator)
cross out = üstünü çizmek, silmek (= delete)
crumble = ufalanmak, parçalanmak (= disintegrate, fall apart)
cultivate = tarım yapmak, tarlayı vb sürüp ekmek
curator = sanat galerisi/müze/kütüphane görevlisi
currency = döviz
curve = eğim, eğmek
custom = gelenek, görenek *** customs = gümrük
customary = geleneksel (= traditional
debate = tartışmak
debt = borç
deceit = kandırmak *** deceitful = hilekar, hileci
deceive = kandırmak, kafaya almak (= take in)
decipher = şifresini çözmek
decipher = şifresini çözmek, anlamını meydana çıkarmak
declare = ilan etmek, beyan etmek
decline = azalmak, gerilemek, kibarca reddetmek (= turn down)
dedicate = kendini adamak (= devote to, commit oneself to)
dedicate to = kendini adamak (= devote to)
deduce = sonuç çıkarmak (= conclude, assume)
deduction = tümevarım, sonuç (= conclusion)
deepen = derinleştirmek, derinleşmek
defeat = yenmek, bozguna uğratmak (= beat)
defect = bozukluk, kusur, hata, sakatlık *** speech defect = konuşma özrü
defend = savunmak
define = tanımlamak
degeneration = yozlaşma, aslını kaybetme
delay = geciktirmek
delightful = zevkli, hoş
deliver = siparişi teslim dağıtmak/teslim etmek (= distribute), doğurmakvermek, deliver speech = konuşma yapmak
demand = talep, istek, talep etmek, istemek ***in demand = revaçta
demobilize = askerden terhis etmek
demolish = yıkmak, parçalamak (= do away with)
demonstrate = uygulamalı bir şekilde göstermek (= show), gösteriyapmak, protesto düzenlemek
deny = inkar etmek, yapmasını yasaklamak (deny somebody to dosomething)
depress = üzmek (= sadden, upset), bastırmak (= press down)
derive from = çıkarmak, gelmek
descend = inmek, azalmak
desert = çöl
deserve = hak etmek
design = plan çizmek, tasarlamak
design = tasarlamak, dizayn etmek
desire = istek, arzu, istemek, arzu etmek (= wish)
desolate = mutsuz, kederli (= depressed), terkedilmiş (= deserted)
dessert = tatlı
destination = hedef, varılacak yer
destiny = kader, kısmet
destroy = yıkmak, yok etmek (= damage, ruin)
detain = alıkoymak, göz altında tutmak (= take into custody)
detect = meydana çıkarmak, işin aslını ortaya çıkarmak (= discover, notice)
detection = teşhis etmek, belirlemek
deter (someone) from = caydırmak, engel olmak (= discourage)
deteriorate = kötüleşmek, kötüye gitmek (= aggravate, worsen)
determination = azim, kararlılık (= ambition), inat (= stubbornness, obstinacy)
devastate = yıkmak, tahrip etmek (= destroy)
develop = geliş(tir)mek, genişle(t)mek, ortaya atmak (teori, fakir vb), (foto)film banyo ettirmek, (vücudun ürettiği bir hastalığa) yakalanmak “develop cancer”
deviate = sapmak, yönünü değiştirmek (= diverge, stray)
devote = adamak
diagnose as = teşhis etmek
differentiate = ayırmak (= distinguish)
diminish = azalmak (= decline)
direct = yönetmek, (turiste vb) yol göstermek (guide)
disappearance = ortadan/gözden kaybolmak (= vanish)
disclose = açığa çıkarmak, gün ışığına çıkarmak (= reveal, display)
discover = keşfetmek
discriminate (against) = (ırk, yaş, cinsiyet vb) ayrımcılık yapmak
discriminate against = ayrımcılık yapmak
discuss about = tartışmak (= argue)
disease = hastalık, maraz (= illness, ailment)
dismiss = kovmak (işten), kafasından çıkarmak
dismissal = kovma, başından savma
dispatch = göndermek, yollamak (= send, submit)
display = göstermek, sergi *** on display = sergide
displeased = hoşnut kalmamış, memnun olmayan (= discontented, unsatisfied)
dispose of = başından atmak, — den kurtulmak (= get rid of)
dispute = tartışmak, anlaşamamak (= disagree), anlaşmazlık (=controversy)
disqualify = diskalifiye etmek, elemek, yetersiz görmek
disseminate = (bilgi, fakir vb) yaymak, dağıtmak
distinct = farklı, ayrı, bağımsız (= different), açık seçik, net (=clear)
distinguish = ayırmak, farkını söylemek (= differentiate)
distort = (olayın aslını) çarpıtmak, farklı bir anlam yüklemek (=misrepresent)(2) (şeklini/biçimini vb) bozmak, tahrif etmek (= disfigure)
distress = tehlike, acı, ıstırap
distribute = dağıtmak (= deliver, hand out)
divert = (trafik yönünü vb) saptırmak, başka yöne çevirmek
dizzy = başı dönen, kendini bayılacak gibi hisseden (= giddy)
docile (dosayl) = uysal, evcil
dominate = egemen/baskın olmak, hakim olmak, idaresi altına almak
donate = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribute)
donation = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribution)
dowry = çeyiz
dramatic = tiyatro ile ilgili (= theatrical), önemli, kayda değer (= drastic) (3)ani, çok hızlı (fiyatlarda ani ve hızlı artış gibi)
draw = (resim vb) çizmek, (perde vb) çekmek, kenara almak, (sonuç)çıkarmak (***draw a conclusion) () bir maçın berabere bitmesi
dress code = (bir işyerinde veya okulda) kıyafet genelgesi
drug addict = eroin bağımlısı
drug dealer = eroin ticareti yapan kişi
dustbin = çöp kutusu (= trash can)
earth***** = deprem
edit = bir kitabı basılabilir hale getirmek, editörlük yapmak
edition = (kitap için) basım, baskı, yayın
educate = eğitmek (= train)
effect = etki (= influence, impact) *have an effect on = üzerinde etkisi olmak
elect = seçmek (= vote for)
eliminate = elemek, den kurtulmak (= get rid of), yok etmek, yıkmak (=destroy)
elimination = ortadan kaldırma, yok etme, bertaraf etme, hesabakatmama
embarrass = utandırma (= humiliate)
embrace = kucaklamak (= hug, cuddle), (fikir, din vb) benimsemek
emerge = ortaya çıkmak (= come out)
emphasize = vurgulamak
employ = işe almak, (metot, yöntem vb) uygulamak
empty = boşaltmak, boş
emulate = taklit etmek, (= imitate, copy)
enable = olanaklı kılmak
enclose = çevresini sarmak
encounter = karşılaşmak ( to face)
encourage = teşvik etmek
endure = dayanmak
enhance = büyülemek
enhancement = yükseltme, artırma, çoğaltma (= improvement, enrichment)
enlarge = büyütmek, genişletmek
enquire = soruşturmak
enslave = köleleştirmek, esir etmek
ensure = birini temin etmek/emin kılmak, birine garanti vermek
entertain = eğlendirmek
entirely = tamamen (= completely)
entrance = giriş
envy = kıskanmak, imrenmek
epic = destan
epic = destansı (şiir vb)
equal = eşit, adil
equality = eşitlik (= parity, fairness)
equate = eşitlemek
equip = donatmak
equip = donatmak ***equipment = donanım, teçhizat
erode = yıpratmak, aşınmak
erupt = patlamak
establish = kurmak, doğruluğunu kanıtlamak, kabul etttirmek
estimate = tahmini bir şey/rakam söylemek, tahminde bulunmak (= guess)
eternal = kalıcı, ebedi
evaluate = değerlendirmek (= assess)
evaluation = değerlendirme (= assessment)
evidently = açık ve şüphe götürmez bir şekilde, delillere dayanarak (= obviously)
evolve = geliş(tir)mek (= develop), (Biyolojide) evrim geçirmek
evolve = değişmek, evrim geçirmek
exaggerated = abartılı, mübalağalı
excavate = kazı yapmak
exceed = aşmak
excessive = aşırı, abartılı (sayıda, miktarda)
exchange = takas etmek, değiş tokuş etmek (= swap)
exclude = çıkarmak
exclusive to = herkese açık olmayan, özel (otel, tatil yeri vb)
exclusively = sadece, yalnızca
excursion = keşif gezisi
exhibit = sergilemek
exist = var olmak, mevcut hale gelmek
existence = var oluş, mevcut olma
expand = genişlemek, büyümek, nüfuz olarak artmak
expect = ummak, beklemek
expectation = umut, beklenti
expense = masraf
experience = tecrübe, tecrübe etmek, yaşamak, olay, vukuat
expire = (yiyecek, ilaç vb için) son kullanma tarihi gelmek, miadı dolmak
expire = süresi dolmak
Expiry Date = Son Kullanma Tarihi
explode = patlamak
exploit = patlatmak, sömürmek
explore = keşfetmek, araştırmak
export = ithal etmek
expose = açıklamak, arz etmek (= reveal), (tehlikeye vb) maruz bırakmak
express = ifade etmek, iletmek, çabuk, hızlı (= fast)
extend = (tatilin, ödevin vb) süresini uzatmak (= prolong), ekleme yapmak(eve birkat daha çıkmak veya balkon eklemek gibi) (= make bigger) ***extension
extract = elde etmek, çekip çıkarmak (üzümden sirke elde etmek gibi)
extraordinary = fevkalade, olağanüstü (= exceptional), tuhaf, alışılmadık
fabricate = uydurmak (= make up), (raf vb) monte etmek (= put up)
facilitate = kolaylaştırmak
fade = solmak, solgun
failure = başarısızlık
faint = bayılmak (= pass out), solgun (ses, renk vb)
fairly = oldukça (= quite, rather)
falsify = hesaplar üzerinde oynamak, sahtekarlık yapmak (= fake)
familiar (with) = aşina, tanıdık
famish = aç kalmak, açlıktan ölmek (= starve)
fare = (otobüs, uçak vb için) fiyat
fatal = ölümcül ***fatally injured = ağır yaralı, ölümcül yarası olan
favourable = olumlu, yapıcı (= positive, constructive), uğurlu (=auspicious)
fearful for = — için korkan/endişelenen
fertilize = (toprağı vb) verimli hale getirmek, verimli kılmak
fetch = gidip getirmek
fiancé = (erkek) nişanlı
fiancée = (kız) nişanlı
field trip = kır gezisi, arazi gezisi
fierce = şiddetli, kıyasıya, çetin (rekabet vb), azgın, azmış (köpek vb)
figure = şekil, figür, rakam, sayı, figure out = anlamak (= make out)
filthy = pis, kirli, dayanıksız, sağlam olmayan
finance = finanse etmek, paraca desteklemek
fine = ince ince/küçük doğranmış (et, patates vb), iyi, güzel, para cezası
firework = havai fişek
fit = sağlıklı, zinde, sıhhati yerinde (= robust, healthy), (bir kıyafetin şıklıkbakımından değil de bedene oturması anlamında) yakışmak, sara nöbeti (=seizure)
flatmate = ev arkadaşı
flattery = birine yağ çekme
flee = kaçmak (= escape)
fleece = koyun postu (yünlü) *** hide = yünsüz post
flight = uçuş, uçak (= airplane = aeroplane)
flow = (nehir vb için) akmak *** overflow = taşmak
fluctuate = dalgalanmak, istikrarlı gitmemek, bir artmak bir azalmak
fluctuate = dalgalanmak
focus on = odaklanmak, yoğunlaşmak (= concentrate on, centre on)
fold = katlamak, kıvırmak, bükmek, bir şeyin — katı, — misli (twofold, tenfold = iki katı/misli, on katı/misli)
force = zorlamak
forceful = güçlü, zorlu, etkili, ikna edici
forecast = önceden tahmin etmek (= predict)
forge = taklidini yapmak, sahtesini çıkarmak
forgery = sahtekarlık (= counterfeit, fake)
forgery = sahtekarlık, kalpazanlık
former = önceki (iki şeyden bahsederken ilk söylenen kişi veya şey)
formerly = evvelki, önceki
formulate = formülleştirmek, formüle dökmek
forthcoming = yakınlaşmakta olan, gelmekte olan ( Christmas vb.)
fortify = takviye etmek, sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek (= strengthen, enrich)
fracture = kırılmak, çatlamak ( kemik, kolon vb)
frail = zayıf, cılız (= feeble)
frame = çerçeve
freed = serbest kalmış, özgür (= at liberty, at large)
fulfil = (görev, sorumluluk vb) yerine getirmek, icra etmek (= carry out)
fundamental = esas, temel, zorunlu (= essential)
funeral = cenaze töreni
fussy = aşırı titiz (= fastidious, meticulous, diligent)
fuzzy = tüylü
gather = toplamak, bir araya getirmek, bir araya gelmek
gender = cinsiyet (= ***)
generate = (ısı, elektrik vb) üretmek, (tartışma vb) ortaya atmak
genre (= canr) = tür, çeşit, nevi (= type, sort)
get rid of = başından atmak, defetmek
giant = dev X dwarf
give up = vazgeçmek, bırakmak (= abandon, abort)
glance = göz atmak
gloom = karanlık ***gloomy = üzüntülü, hüzünlü
glorify = yüceltmek, övmek (= praise)
goal = amaç, gaye (= aim)
govern = yönetmek
government = hükümet
grab = kapmak, el koymak (= snatch)
gradually = yavaş yavaş, kademeli olarak
grant = vermek, bahşetmek (burs, bağış vb)
grasp = (bir nesneyi) kavramak, (bir konuyu) kavramak, anlamak
graveyard = mezarlık (= cemetery)
groom = damat
grow tired of = — den yorulmak
growl = köpek ve benzeri hayvanların çıkardığı hırlama sesi
guide = rehber, rehberlik etmek
harass = saldırmak, taciz etmek ******ual harassment = cinsel taciz
harbour = liman, barındırmak, sağlamak
hardship = zorluk
harshly = sert bir şekilde, kabaca
hasten = acele etmek
havoc = hasar, yıkım (= destruction)
hazard = tehlike
hazardous = tehlikeli (= perilous)
hectic = heyecanlı, telaşlı, hareketli (program, ofis vb)
hesitate = duraklama
highly = oldukça, epey (= extremely)
hinder = engel, mani, engel olmak, mani olmak
hire = kiralamak, işe almak (= employ)
hitchhiker = otostopçu
hollow = oyuk, boşluk (ağaç kovuğu vb) *** hollow promise = boş vaat
hopefully = inşallah (= with any luck)
horrible = korkunç
huge = iri, büyük (= enormous, immense)
humiliate = aşağılamak, rezil etmek, utandırmak (= embarrass)
hunter = avcı
hurricane (hörikeyn) = kasırga
iceberg = buz dağı (= glacier)
identify = teşhis etmek, kimliğini belirlemek, sınıflandırmak
idle = tembel (= lazy, indolent) X (= hardworking)
ignore = görmezden kalmak, kale almamak (= take no notice)
illusion = hayal, hülya, kuruntu
illustrate = örneklemek
imagine = hayal etmek
imitate = taklit etmek
immediate = derhal, acele, çabuk, (akraba için) en yakın
immobilize (immmobilayz) = hareketsiz/sabit kılmak
impact = çarpmak
impeach = suçlamak, itham etmek (= accuse)
implement = gerçekleştirmek (realize)
implicate = bulaştırmak
imply = ima etmek
impose = zorla kabul ettirmek, koymak( vergi), yük olmak
imprisonment = hapse atmak (= incarceration)
improve = geliştirmek
inaudible = duyulamaz, işitilemez (ses vb)
incapable of (inkepıbıl) = kabiliyetsiz, yeteneksiz (= unskillful)
incapacitate = yetersiz bırakmak, olanak tanımamak, aciz bırakmak (=debilitate)
incessant = aralıksız, sürekli
incline = eğmek, eğilimi olmak, fikrini vermek
include = dahil etmek, içermek (= consists of, incorporate) x exclude
incorporate into = dahil etmek (= include, integrate)
incredible = inanılmaz ( = unbelievable)
indicate = göstermek, belirtisi olmak
indifference to = kayıtsız, ilgisiz olmak
induce = -e neden olmak, ikna etmek
inevitable = kaçınılmaz (= inescapable)
infer = anlamak, sonucunu çıkarmak
influence = etki (= impact, effect), etkilemek
influential (influwenşıl) = nüfuzlu, sözü geçer, çevresi geniş (=well-connected)
inherit = mirasa konmak, miras olarak almak (= come into)
inhibit = göz dağı vermek
initially = başlangıçta, ilk etapta (= at first)
initiate (inişiyeyt)= başlatmak (= start, commence)
injure = incitmek
injustice = eşitsizlik, adaletsizlik (= inequality, unfairness)
innovate = yeni bir şey icat etmek, yenilik getirmek (= invent)
innovation = yenilik, yeni bir şey icad etmek
innovative = yenilikçi, icatçı
insatiable (inseyşıbıl) = gözü doymaz, doyumsuz, aç gözlü, obur, pisboğaz
insignificant = ehemmiyetsiz, önemsiz, anlamsız, manasız
insist (on) = ısrar etmek (= persist in)
inspect = incelemek
instantaneously = anlık, bir anda olan, aniden (= immediately, instantly)
institute = kurmak
instruct = talimat vermek
insulate (against) = yalıtmak, (soğuğu/sesi vb) kesmek (hırkanın soğuğukesmesi gibi)
integrate = bütünleşmek, kaynaşmak
intelligence = zeka, akıl, haber ajansı
intention (intenşın) = niyet
intentional = kasıtlı, maksatlı, bilebile (= deliberately)
interaction (with) = etkileşim
interfere = başkasının işine burnunu sokmak
interfere with = karışmak, müdahale etmek
interpretation = yorum, çeviri
interrogate = sorguya çekmek
interview = röportaj, röportaj yapmak, mülakat, mülakat yapmak
intimate = samimi, tanıdık, aşina (alışılan plaj, trafik manzaraları vb)
introduce = tanıştırmak, yeni bir icadı/fikri ortaya atmak
invade = işgal etmek, istila etmek (= attck, occupy)
invaluable = paha biçilmez, çok değerli (= priceless)
invent = icat etmek (= make up)
invest (in) = para yatırımı yapmak
investigate = araştırmak, incelemek (= search, look into)
invoke = dilemek
involve = dahil etmek, gerektirmek
involvement = dahil olma, karışma (= association, participation)
irregularity = yolsuzluk, hile, düzensizlik
isolate = izole etmek, (iki şeyi vb) birbirinden ayırmak, tecrit etmek
jeopardize (ciopidayz) = tehlikeye atmak (= endanger, imperil)
join = katılmak, iştirak etmek
joint = eklem, mafsal, ortaklaşa yapılan (= mutual)
justify = doğrulamak
kennel = köpek kulübesi
keyhole = anahtar deliği
kidnapper = adam/çocuk kaçıran (= abductor)
knock = devirmek, (kapı vb) çalmak
knowledge = bilgi
label = etiketlemek
lamb = kuzu, kuzu eti
latter = sonraki x former = önceki
lawyer = avukat (= solicitor)
leak = (su, yağ vb) sızmak, (bilgi, gizli sırlar vb) medyaya sızmak
legend = efsane (= myth)
legislate = yasamak
leisure = boş vakit
lessen = azaltmak (= diminish)
levy = zorla toplama (haraç)
Likewise = Buna benzer şekilde, Aynen bunun gibi (= Similarly)
listless = yorgun, bitkin (= exhausted)
literacy = okur yazarlık
litter = çöp (= trash, garbage, rubbish)
loathe = nefret etmek (= abhor, hate)
locate = yerleştirmek
location = mevki, yer
loose = gevşek, sıkıca bağlanmamış, gevşemiş X tight
lovely = sevecen, sevimli
luggage (lagiç) = bagaj
magical (mecikıl) = sihirli
mainstream = pek çok kişi tarafından kabul gören inanış veya düşünce
maintain = korumak
make a decision = karar vermek
manage = başarmak, üstesinden gelmek, yönetmek, idare etmek
management = yönetim idare
manipulate = elinde oynatmak
manner = davranış, tutum (= attitude)
manufacture = fabrikada üretmek
march = ilerleme, ilerleyiş, marşla yürümek
massacre (messekı=r) = soykırım, katliam (= genocide)
master = efendi, sahip, hakim olmak, bir şeyi detaylarıyla bilmek (=govern)
masterpiece = şaheser, baş yapıt
mature (maçu=) = olgun
meadow = çayır, otlak, mera (= pasture)
meander = dolambaçlı yol, avare avare dolaşmak
measure (mejı=r) = ölçü, ölçmek, tedbir, önlem (= precaution)
mediate between = arabuluculuk etmek, arasını bulmak
meet = (ihtiyaç, talep vb) karşılamak, tanışmak, (bir yolcuyu)karşılamak
memorial = anıt
memory = hafıza
merge = birleşmek, bir araya gelmek ( iki şirketin birleşmesi vb)
migrate = göçmek
minor = az, önemsiz, küçük *** minority= azınlık
miraculously = mucize eseri
misbehave = terbiyesizlik yapmak, kötü davranışlar sergilemek
mischief = yaramazlık, haşarılık (= misbehaviour)
misunderstanding = yanlış anlaşılma (= misconception)
mix up = aklını karıştırmak, karıştırmak
mock at = dalga geçmek, alay etmek (= tease, make fun of)
modify = değiştirmek (= change)
mood = ruh hali, moral ***in a bad mood = morali bozuk olmak
mourning = yas, keder (= lamentation) ***mournful = yaslı, yas tutan
move = hareket etmek, taşımak, (bir yerden bir başka yere) taşınmak
movement = hareket, (edebiyatta vb) akım
multinational = çok uluslu
municipality = belediye
murder = öldürmek, cinayet işlemek (= kill), cinayet
mystery = gizem, sır (= enigma)
narrowly = kıl payı (= She narrowly escaped death yesterday.)
native to = yöreye has/özgü
neglect = ihmal etmek (= ignore)
nervous = gergin (sınav öncesi vb..) *** nervous attack = sinir krizi
neutrality (nötraliti) = tarafsızlık (= impartiality)
notice = ilan, fark etmek
obese = şişman, obez
obey = uymak, itaat etmek ( kurallara vb)
objection = itiraz
obligation = zorunluluk, mecburiyet
obscure = silik, anlaşılmaz hale getirmek, karışık hale getirmek (=confuse)
observe = gözlemlemek
obsolete = modası geçmiş, eskide kalmış
obtain = elde etmek (= gain, attain)
occasion = özel olay, önemli gün, durum, hal
occasional = ara sıra, nadiren (= infrequent)
occupy = (ülke/şehir vb) işgal etmek, bir mekanı doldurmak, yerleşmek
occur= meydana gelmek
occurrence = vukuat, olay
odd = tuhaf (=strange, weird *(wiyırd), odd numbers = tek sayılar (, ..)
Oddly enough! = Ne tuhaftır ki …!
odour = koku ***odourless = kokusuz X (aromatic = hoş kokulu)
offend = gücendirmek, kırmak, (hafif) suç işlemek
offer = teklif, teklif etmek, (imkan, fırsat vb) sağlamak, sunmak
officially = resmen, resmi olarak
opportunity = fırsat *** opportunist = fırsatçı
opposition = karşıtlık, muhalefet, zıtlık
oppress = zulmetmek (= persecute)
ordinary = sıradan, alışılagelmiş (= commonplace, mundane, average)
originally = ilk başta, ilk önceleri (= initially, at first)
ornament = süs, süs eşyası, süslemek
orphan = yetim bırakmak
outcrop = yeryüzüne çıkmış katman
outcry = feryat figan, çığlık
outdo = birini geride bırakmak, sollamak, ekarte etmek (= surpass)
outing = gezi, gezinti
outlet = (sadece bir çeşit ürün veya sadece bir firmanın ürününü satan) şube
overlap = üstüste binmek
overlook = göz ardı etmek, görmezden gelmek (= ignore), (bir evin denizebakması, bir ofisin otoparka bakması gibi) — e bakmak
overtake = (arabasıyla bir başka arabayı) sollamak
overtake = sollamak, bastırmak
partially = kısmen
participate in = katılmak, iştirak etmek (= take part in, join, attend)
participation = iştirak, katılım ***participatory = katılımcı
particular (pıtik=ulır) = özel, önemli *** in particular = özellikle
particularly = özellikle
passenger = toplu taşıt yolcusu
passionately = ihtirasla, tutkuyla
patiently = sabırla, sabırlı bir şekilde (= uncomplainingly)
pavement = kaldırım (= side-walk)
peace and quiet = huzur ve sükunet
peak = doruk, zirve *** at peak = zirvede, dorukta
peculiar = tuhaf, acayip (= odd, weird, strange)
pedestrian = yaya
penalize = ceza vermek, cezalandırmak (= punish)
perceive = algılamak
permission = izin, müsaade
persevering = sebatkar, gayretli
persist = ısrar etmek, sürüp gitmek
persuade = ikna etmek
pessimism = kötümserlik ***pessimist = kötümser ***optimist = iyimser
pet = ev hayvanı
pioneer = öncü, yol açan, öncülük eden (= forerunner)
placement = yerleştirme
plague (pleyg) = veba, öldürücü salgın hastalık, (bela vb) musallatolmak
plain = düz, sade, ova, düzlük
plead = yalvarmak , rica etmek
please = memnun etmek, tatmin etmek (= satisfy), Lütfen!
pledge (plec) = ciddi bir söz vermek, ciddi bir vaat
poem = şiir ***poetry = şiir
point = anlam, mana ***pointless = anlamsız, (zamanda/mekandavb)nokta
policy = tutum, kural, prensip, ilke
polio = çocuk felci
pose = ortaya çıkarmak, poz vermek
possess = sahip olmak, etkilemek
possession = eşya, mal mülk
post = vazife, görev, iş, posta
postpone = ertelemek (= put off)
practically = -hemen hemen -uygun olarak, pratik olarak
praise = övmek (= glorify, compliment)
precede = – den önce gelmek
predict = tahminde bulunmak
predictable = tahmin edilebilir, sağı solu belli
prejudice = ön yargı (= bias)
present = sunmak, tanıtmak, mevcut, var olan (= existing)
preserve = korumak, muhafaza etmek
pressure = baskı, basınç ***under pressure = baskı altında
prevent = engel olmak, mani olmak
previously = önceden, eskiden (= formerly)
prior (to) = — den önce, — den evvel
prison = hapishane (= jail)
probability = olasılık
process = (bir malzemeyi) işlemek
progress = ilerlemek ***in progress = devam eden, ilerlemekte olan
promote = terfi etmek, makamını yükseltmek, reklam yapmak
prompt = çabuk, ivedi, acele, vakit geçirmeden (= punctual, immediate)
promptly = derhal, hemen
proofread = bir metni inceleyip üzerindeki yanlışları düzeltmek
properly = adam akıllı
property = mal, mülk
proportion = oran ***in proportion to = —e oranla
protection against = koruma
provoke = kışkırtmak, tahrik etmek
publish = (kitap, kaset vb) yayımlamak
purchase (pö=çıs) = satın almak, satın alınan eşya
purchase = satın almak (= buy)
purpose = amaç, gaye
pursue = takip etmek (= follow, chase) ***in pursuit of = —nın peşinde
push = itmek X pull = çekmek
put forth = öne sürmek, ortaya atmak (= put forward, bring up)
queue = sıra, kuyruk
race = ırk, yarış
racism = ırkçılık, milliyetçilik (= nationalism)
raid = yasadışı işlere yapılan baskın (= seizure)
raise = artırmak, yükseltmek, kaldırmak (su seviyesini, maaşları vb)(2)(hayvan/insan) yetiştirmek, büyütmek (3)(sorun, konu, fikir vb)ortaya atmak
rate = oran, hız
receive = almak, kabul etmek
reckless = = dikkatsiz, pervasız (= irresponsible, thoughtless)
recklessly = dikkatsizce, pervasızca (= irresponsibly, thoughtlessly)
recognize = (daha önce gördüğü birini veya bir şeyi gördüğünde) tanımak
recommendation = tavsiye, öneri
referee = hakem (= arbitrator)
refreshing = canlandırıcı, serinletici (aperatif yiyecek, temiz hava vb)
refugee = mülteci
refund = parayı iade etmek
regard = saygı (= respect), göz önünde bulundurmak
regional = bölgesel
register = sicil, kütük, kaydetmek
regret = pişmanlık, üzüntü
regretful = pişman, üzgün (= remorseful)
regrettable = üzücü, üzüntü/keder/esef verici
regularly = düzenli bir şekilde *** on a regular basis = düzenli bir şekilde
rehearse (rihörs) = prova yapmak ***rehearsal = prova
reject = red etmek (= turn down)
rejection = ret, kabul etmeme (= refusal)
relate = rivayet etmek, anlatmak, aktarmak, ilişkili/alakalı olmak
release = serbest bırakmak, salmak (= let out)
relentless = merhametsiz, amansız, hummalı, aralıksız devam eden
relief = rahatlama, ferahlama ***relief work = afet kurtarma ekibi
relocate = yerini değiştirmek, yerinden etmek (= displace)
reluctant (rilaktınt) = isteksiz (= unwilling)
remain = kalıntı
remark = söylemek, belirtmek, düşünce, fikir
remembrance = anma, hatırlama, yad etme (= commemoration)
reminiscent of = andıran, hatırlatan, anımsatan (= suggestive of)
remote = uzak, ırak, ıssız, ücra ***remote control = uzaktan kumanda
removal = (leke vb şeylerin) çıkarılması, sökülmesi, (evin vb) taşınması
remove = (leke vb) çıkarmak, temizlemek, sökmek
repeatedly = defalarca, tekrar tekrar (= continually, constantly)
repetitive = monoton, sıkıcı
replace (with) = eski yerine koymak, — ile değiştirmek
replica = aslına çok benzeyen kopya
request = rica etmek
require = gerektirmek (= necessitate)
requirement = ihtiyaç, gereksinim
resentful = alıngan, darılmış
reside = ikamet etmek, yerleşmek
resident = bir yerde ikamet eden, halk (apartman, mahalle sakini vb)
resign from = — den istifa etmek ***resignation = istifa
resolve = çözmek (= sort out), karar vermek
resort = son çare olarak bir şeye başvurmak, tatil yeri/beldesi
response = karşılık, cevap
restlessness = huzursuzluk, içinin rahat olmaması X calmness
result = sonuç (= outcome)
reveal = açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak (= disclose, display)
revenge = intikam, intikam almak *** take revenge on = intikam almak
revolve = dönmek, döndürmek, çevirmek
reward = ödül, ödüllendirmek *** rewarding = tatmin edici (iş vb)
ride = (at, bisiklet vb) binmek
rightfully = haklı olarak, haklı yere X wantonly = durduk yere, sebepsiz yere
rise = ortaya çıkmak, artmak, yükselmek
rob somebody of something = birini soymak ***robbery = soygun
robust (rıbast) = turp gibi, sapasağlam
rough (raf) = kaba pürüzlü (zemin, yüzey vb), nazik olmayan, sakar birşekilde, (deniz/okyanus için) dalgalı, fırtınalı
rubble = enkaz, yığın (= wreckage)
sacrifice = adamak, kurban adamak
salute = selamlamak (= greet)
satisfaction = tatmin, memnuniyet
savage = vahşi
scald = kaynar suyla yakmak/haşlamak (el, kol vb)
scalp = kafa derisini yüzmek
scarce = seyrek, az
scarcely = hemen hemen hiç (= barely, hardly)
scatter = saçmak, serpmek
sceptical = şüpheci (= cynical)
scratch = kazımak, tahriş etmek, tırmalamak
sculpture = heykel ***sculptor = heykeltırtaş
seam = kıyafetlerin dikiş yerleri, (yara için) dikiş yeri
seasonal = mevsimine uygun
secure = güvenli, emniyetli (= safe)
sedate = sakinleştirmek, yatıştırmak, sakin, soğukkanlı (= composed)
seed = tohum
seize = baskınla ele geçirmek (= raid), (birinin kolunu vb) kavramak
sense = duygu **sensitive = hassas, duygusal, mantık **sensible =mantıklı
sentence = birini hapse/cezaya mahkum etmek, cümle
sentimental = duygusal (= emotional)
session = toplantının her bir oturumu
sewage = lağım, kanalizasyon
shade = gölgelik, renk tonu
shortcoming = kusur, eksik, noksan
shorten = kısaltmak
show off = hava atmak
shuffle = karıştırmak ( iskambil kağıtlarını); ayak sürüyerek yürüme
sigh = iç çekmek *** a sigh of relief = derin/rahat bir nefes
significant = önemli, kayda değer, manalı, anlamlı
silent = sessiz, sakin
simply = basit bir şekilde, sadece, yalnızca (= only, solely, merely)
simulate = taklit etmek *** simulation = taklit
sink = batmak, lavabo, musluk taşı
situate = konuşlandırmak, yerleşmek, yerleştirmek (= locate)
size = (insan için) kıyafet bedeni, ebat, boyut
skill = beceri, yeti, istidat (= talent, ability)
slaughter = kurban etmek, kesmek, öldürmek, cinayet işlemek (= murder)
slavery = kölelik
sleeve = gömlek, gömlek kolu *** buy on the sleeve = veresiye satın almak
slight = hafif, az
slip = kaymak *** slip of the tongue = dil sürçmesi
smash = (cam, kapı vb) paramparça etmek, kırıp parçalamak
smother (smadır) = (yastık vb ile) boğmak, üzerini örtmek, kamufle etmek
snap = (fotoğrafçılıkta) poz
soap = sabun ****soap opera = pembe dizi
sociable = sıcak kanlı, insanlarla çabuk kaynaşan
solely = yalnızca, sadece
soothing = yatıştırıcı (= comforting, calming)
spectacular = görkemli, harikulade
spectacular = görkemli, muhteşem (= impressive, stunning)
spend = harcamak ( para vb)
spillage = (yere vb) dökülen şey, döküntü (su vb)
spin = fırıl fırıl dönmek, (ip için) eğirmek
spine = omurga, belkemiği
spiritual = manevi, ruhani
spoiled = şımarık (= mischievous (=misçivıs)
spouse = eş (karı veya koca)
spread = yaymak, yayılmak ***widespread = geniş çaplı, yaygın
spring = bahar mevsimi, su kaynağı
stability = istikrar, denge
staff = personel
stage = sahne (tiyatro), aşama, merhale
stage = sahne, derece
startle = korkutmak, ürkütmek, şaşırtmak, affalatmak
statement = söz, ifade, demeç *** give statement = ifade vermek
statue (steyçu) = heykel
steadily = sabit bir şekilde, istikrarla (= constantly)
steal = çalmak, hırsızlık yapmak
stealthily (steltili) = hırsız gibi, sinsi bir şekilde (= sneakily (snikili)
stem = ağaç gövdesi *** stem from = — den kaynaklanmak
stimulate = teşvik etmek, motive etmek (= encourage), (beyni) uyarmak
stir = karışıklık, kargaşa, karıştırmak ( çorba vb) ***Stir up = Kızıştırmak
store = depo, depolamak
storm = fırtına ***blizzard = kar fırtınası
stranger = yabancı, ecnebi
stray = başıboş aylak kimse, sokakta yaşayan kedi, köpek vb
stress = buhran, bunalım, stres, vurgulamak (= emphasize)
stretch = uzamak, uzanmak, germek
strike = grev *** on strike = grevde, darbe, vuruş
stroll = ağır ağır dolaşmak (= go for a stroll = dolaşmaya çıkmak)
subject to = (ölüme, yalnız kalmaya vb) maruz kalmış, olası, muhtemel
substantial = çok önemli, önemli ölçüde
sue = dava açmak
sufficiently = yeterli miktarda
suffrage = oy kullanma hakkı
suggestion = öneri, tavsiye
suggestive of = manalı, imalı, insanın aklına bir şey getiren
suit = yakışmak (kıyafetin vb.)
supply = tedarik etmek, sağlamak, kaynak *** supply of water= su kaynağı
support = desteklemek
supportive = destek veren, anlayış gösteren, yardımsever, şefkatli
suppress = (duygularını, bağışıklık sistemini vb) baskılamak
surpass = üstün olmak, geride bırakmak, üstün olmak
surrender = teslim olmak X surround
suspend = askıda , muallakta bırakmak, okuldan uzaklaştırma
suspicion = şüphe
symptom = semptom, belirti (hastalık vb için)
take off = havalanmak, taklit emek
take on = (sorumluluk vb) üstlenmek
tame = evcil hayvan (= docile, domesticated)
tapestry = duvar halısı
tasteful = zevkli, zevkine düşkün kişi, zevkle yapılan/hazırlanan (desenvb)
tasty = lezzetli
temple (tempıl) = tapınak, mabet (= shrine, sanctuary)
tenderness = şefkat, merhamet, anlayış (= affection)
terminal = ölümcül (hastalık) (= perishing), uçta/sonda bulunan, son, nihai
terminate = (sözleşme, kontrat vb) sonlandırmak, bitirmek, yok etmek
territory = bölge, arazi
the rest of… = — nın geri kalanı
thoughtless = düşüncesiz, patavatsız, kaba (= tactless, rude)
throughout = boyunca
throw = atmak, fırlatmak
throw out = (çöp vb) dışarı atmak
thunderstorm = yıldırımlı fırtına
tomb = mezar, kabir, türbe (= grave)
tough = sert, katı, dayanıklı madde, (yiyecek vb) çiğnenmez, iyi pişmemiş(3) (insan için) çetin, dayanıklı, çok hayat tecrübesiyle yoğrulmuş
trace = iz, izini sürmek
trade = ticaret yapmak, alım satım yapmak, ticaret
traditional = geleneksel
trail = iz, patika
train = eğitmek, eğitim görmek (= educate), idman/antrenman yapmak(3)stajyerlik/çıraklık yapmak
transmit =göndermek, iletmek (mesaj vb), (hastalık vb) bulaştırmak
trash = çöp (= garbage)
treasure (trejı= )= hazine
treat = tedavi etmek *** treatment = tedavi, davranmak
trick = hile, tuzak, çeldirme ***play a trick on = kandırmak, kötü şaka yapmak
trim = (ağaç) budamak, (saç) kırpmak, kesmek
tripe = işkembe
truthful about = sadece doğruyu söyleyen, gerçeklere uygun, doğru (söz)
turn in = (yetkili kişiye) teslim etmek, uyumaya gitmek
unattended = sahipsiz, sahibi ortada gözükmeyen (eşya, çocuk vb)
unbearable = katlanılmaz, dayanılmaz (baskı, sıcaklık, soğuk vb) (=intolerable)
uncultured = kültürsüz, tahsilsiz, cahil (= uncultivated, boorish, unsophisticated)
undermine = zayıflatmak, baltalamak, temelini çürütmek (= weaken)
undertake = (zor ve üzün sürebilecek bir işi) üstlenmek, sorumluluğunu almak
undertake = üstlenmek (= take on)
unfortunate = talihsiz, şansız (= unlucky)
unlimited = sınırsız (= unrestricted)
unreliable = güvenilmez
untimely = vakitsiz, yersiz, olmadık zamanda (= at an awkward time)
unusual = sıra dışı, alışılmamış (= extraordinary, exceptional)
unwind = (özellikle işten sonra) rahatlamak, dinlenmek, düğüm/sargıçözmek
upgrade = (bilgisayar gibi makineleri) güncellemek, modelini yenilemek
urgent = acil (= pressing)
vacation = tatil
vague (veyg) = belirsiz, üstü kapalı, net hatırlanamayan şey X vivid
valley = vadi
vanish = – ortadan kaybolmak -yok olmak
variety = değişiklik, çeşitlilik
vast = büyük, engin, muazzam (= immense, tremendous, huge)
vet = veteriner
vigorously = gayretle (= diligently)
violate (vayoleyt) = (kural, kanun, hak vb) ihlal etmek, çiğnemek (= abuse)
violent = şiddetli, şiddet içerikli
virtually = hemen hemen, neredeyse (= practically, nearly, almost)
vocation = meslek
volunteer = gönüllü, ücret almadan yardım eden
vote for/against = oy, oy vermek
voyage = deniz yolculuğu
wantonly = durduk yere, sebepsiz yere, ahlaksızca, şehvetle
wear = takınmak( gözlük, kolye, kıyafet), giymek
weep = ağlamak, sızlamak (= cry, sob)
whirl = hızla dönmek, girdap
wholly = tamamen, tümüyle, bütünüyle (= entirely)
widely = geniş çapta, oldukça
widow = kadın dul ***widower = erkek dul
withdraw from = (savaştan, seçimlerden vb) geri çekilmek (= pull out of), (bankadan, hesaptan vb) para çekmek
withdrawn = içine kapanık (= reserved, inhibited)
witness = şahit olmak, tanık, şahit, görgü tanığı
worthless = değersiz (= valueless)
yard = avlu, bahçe
yield = ürün meyve vermek, ürün kazanç
zip = fermuar

 

Çeviri Bürosu

Leave a comment

Your email address will not be published.